Dijital Çağda Çocuk Olmak: Türkiye’de Ekranla Büyüyen Nesil
- Muhammet Cihat Türkmen
- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur

Türkiye’de çocukluk, son on beş yılda köklü bir dönüşüm geçirdi. Sokakta oynanan oyunların, mahalle kültürünün ve yüz yüze ilişkilerin yerini; tabletler, akıllı telefonlar ve dijital platformlar aldı. Bugünün çocukları, doğdukları andan itibaren ekranlarla tanışan ilk kuşak olarak, “dijital yerli” kimliğiyle büyüyor. Bu durum yalnızca bireysel alışkanlıkları değil; aile yapısını, değer aktarımını ve toplumsal ilişkileri de derinden etkiliyor.
Ekran, Yeni Sosyalleşme Alanı mı?
Geleneksel sosyalleşme süreçleri; aile, okul ve sokak üçgeninde şekillenirken, dijital çağda bu alanlara dördüncü bir mecra eklendi: ekran. Türkiye’de çocuklar artık arkadaşlık kurmayı, oyun oynamayı ve hatta kendini ifade etmeyi büyük ölçüde dijital platformlar üzerinden öğreniyor. Bu durum, bir yandan çocuklara erken yaşta teknolojik beceriler kazandırırken, diğer yandan yüz yüze iletişim becerilerinin zayıflamasına neden olabiliyor.
Araştırmalar, uzun süreli ekran kullanımının çocuklarda dikkat süresini kısalttığını, empati kurma becerisini olumsuz etkileyebildiğini ve sosyal ilişkilerde yüzeyselliği artırdığını ortaya koyuyor. Türkiye özelinde bakıldığında, kalabalık aile yapısına rağmen çocukların giderek daha yalnız hissetmesi bu dönüşümün çarpıcı bir göstergesi.
Aileler Neden Ekrana Yöneliyor?
Türkiye’de ebeveynlerin ekranla ilişkisi çoğu zaman “zorunlu bir çözüm” olarak şekilleniyor. Çalışma hayatının yoğunluğu, ekonomik kaygılar, güvenli oyun alanlarının azalması ve şehir yaşamının hızı, ekranı adeta bir “dijital bakıcıya” dönüştürüyor. Çocuk sustuğu, oyalanabildiği ve ev içinde sorun çıkarmadığı sürece ekran kabul edilebilir bir araç olarak görülüyor.
Ancak bu durum, ebeveyn-çocuk ilişkisinin niteliğini de dönüştürüyor. Birlikte geçirilen zaman azalırken, iletişim yerini sessiz bir dijital eşlik haline bırakıyor. Uzun vadede bu durum, çocukların duygusal ihtiyaçlarının göz ardı edilmesine ve bağlanma sorunlarına yol açabiliyor.
Dijital İçerik mi, Dijital Rehberlik mi?
Sorun yalnızca ekranın varlığı değil; içeriğin niteliği ve kullanım biçimi. Türkiye’de birçok çocuk, yaşına uygun olmayan içeriklere kolayca erişebiliyor. Denetimsiz sosyal medya kullanımı, çocukları erken yaşta karşılaştırma kültürü, tüketim baskısı ve görünür olma kaygısıyla tanıştırıyor. Bu da benlik algısının kırılganlaşmasına neden olabiliyor.
Burada belirleyici olan unsur, ailelerin dijital rehberlik rolüdür. Ekranı tamamen yasaklamak yerine, birlikte izlemek, içerik üzerine konuşmak ve sınırlar koymak çocukların dijital dünyayla sağlıklı bir ilişki kurmasını mümkün kılar. Dijital okuryazarlık, artık yalnızca çocuklar için değil, ebeveynler için de temel bir ihtiyaç haline gelmiştir.
Okul, Eğitim ve Ekran Üçgeni
Türkiye’de eğitim sistemi de dijitalleşmeden bağımsız değil. Uzaktan eğitim deneyimi, ekranın eğitici yönünü görünür kıldı. Ancak ekran temelli öğrenme, her çocuk için aynı imkânları sunmuyor. Dijital eşitsizlik, sosyoekonomik farkları daha da derinleştiriyor. Bazı çocuklar teknolojiyle üretirken, bazıları yalnızca tüketen konumda kalıyor.
Bu noktada okulun rolü, yalnızca bilgi aktarmak değil; çocuklara eleştirel düşünme, dijital etik ve medya okuryazarlığı kazandırmak olmalıdır. Aksi halde ekran, öğrenmenin değil, pasifliğin aracı haline gelebilir.
Ekranla Büyüyen Nesil Ne Kaybediyor, Ne Kazanıyor?
Ekranla büyüyen çocuklar hızlı öğreniyor, çoklu görev yapabiliyor ve küresel dünyaya daha erken açılıyor. Ancak aynı zamanda sabırsızlık, odaklanma güçlüğü ve yalnızlık gibi risklerle de karşı karşıya kalıyor. Türkiye’de çocukluk, artık fiziksel oyunlardan çok dijital deneyimlerle tanımlanıyor.
Bu dönüşüm ne tamamen olumlu ne de bütünüyle olumsuzdur. Asıl mesele, ekranın çocuğun hayatında amaç mı yoksa araç mı olduğudur.
Sonuç: Dijital Çağda Çocuğu Korumak mı, Anlamak mı?
Türkiye’de ekranla büyüyen nesli anlamadan korumak mümkün değildir. Yasaklayıcı, korku temelli yaklaşımlar yerine; rehberlik eden, sınır koyan ve birlikte öğrenen bir ebeveynlik anlayışına ihtiyaç vardır. Çocukların dijital dünyada kaybolmaması için önce yetişkinlerin bu dünyayı doğru okuması gerekir.
Çünkü geleceğin toplumu, bugün ekran karşısında büyüyen çocukların değerleriyle şekillenecektir. Dijital çağda çocuk olmak, bir risk kadar bir imkânı da içinde barındırıyor. Bu dengeyi kurmak ise aileden başlayarak tüm toplumun ortak sorumluluğudur.












Yorumlar