top of page

Deepfake Çağında Hakikatin Sosyolojisi: İnsanlar Gördüklerine Neden Güvenemiyor?

  • 19 Ağu
  • 2 dakikada okunur

Toplumsal yaşamın temel unsurlarından biri güvendir. İnsanlar haberleri, kurumları, yöneticileri, medya kuruluşlarını ve diğer bireyleri belirli ölçülerde güvenilir kabul ederek sosyal hayatlarını sürdürebilirler.

Ancak üretken yapay zekâ ile birlikte yeni bir problem ortaya çıkmıştır:

Artık gördüğümüz bir görüntünün gerçekten yaşanmış bir olayı gösterdiğinden emin olamıyoruz.

Deepfake teknolojileri gerçek kişilerin yüzlerini, seslerini ve hareketlerini son derece gerçekçi biçimde taklit edebilmektedir.

Bu nedenle deepfake yalnızca bir teknoloji veya medya problemi değildir. Aynı zamanda toplumsal güven problemidir.


Gerçeklik nasıl üretilir?

Peter Berger ve Thomas Luckmann'ın toplumsal gerçekliğin inşasına ilişkin yaklaşımı açısından değerlendirildiğinde gerçeklik yalnızca bireyin gördüğü şeylerden oluşmaz. İnsanlar toplumsal kurumlar, ortak bilgiler ve karşılıklı kabuller aracılığıyla “gerçek” hakkında ortak bir anlayış oluştururlar.

Günümüzde sosyal medya bu gerçeklik üretim sürecinin önemli alanlarından biridir.

Ancak yapay zekâ tarafından üretilen içerikler yaygınlaştıkça bireyin görsel kanıta duyduğu güven zayıflayabilir.

2025 yılında Birleşmiş Milletler Uluslararası Telekomünikasyon Birliği, yapay zekâ tarafından üretilen deepfake içeriklerin seçimlere müdahale, finansal dolandırıcılık ve yanlış bilginin yayılması açısından ciddi riskler oluşturduğunu belirtmiştir. Kurum ayrıca sosyal medyada gerçek ile sahtenin ayırt edilmesinin zorlaşmasının güven sorununu büyüttüğüne dikkat çekmiştir.


“Gördüm” artık kanıt mıdır?

Geleneksel medya toplumlarında fotoğraf veya video çoğu zaman güçlü bir kanıt olarak değerlendirilmiştir.

Ancak deepfake teknolojisi bu varsayımı zayıflatmaktadır.

Bir siyasetçinin hiç söylemediği bir sözü söylediğini gösteren video üretilebilir. Bir kişinin hiç bulunmadığı bir ortamda bulunuyormuş gibi gösterilmesi mümkün olabilir. Bir kişinin sesi taklit edilerek gerçek dışı mesajlar oluşturulabilir.

Bu durum “epistemik güven”, yani bireyin neyi bilgi olarak kabul edeceği konusunda ciddi bir değişim yaratmaktadır.

İnsanlar yalnızca sahte içeriğe inanmakla kalmayabilir; gerçek içeriklere de şüpheyle yaklaşabilir.

Buradaki en önemli sosyolojik tehlike şudur:

Sahte içeriklerin artması kadar, gerçek içeriklerin de “sahte olabilir” gerekçesiyle reddedilmesi toplumsal güveni zayıflatabilir.


Toplumsal kutuplaşma

Deepfake teknolojisinin etkisi yalnızca bireysel değildir.

Toplumun farklı grupları zaten farklı medya kaynaklarına güveniyorsa, yapay zekâ tarafından üretilmiş manipülatif içerikler mevcut kutuplaşmaları daha da artırabilir.

Bir grup belirli bir videoyu “kanıt” kabul ederken başka bir grup aynı videoyu “sahte” olarak değerlendirebilir.

Böylece ortak gerçeklik zayıflayabilir.

Deepfake teknolojisi üzerine yapılan araştırmalar da yanlış bilginin yanı sıra kamusal güven ve sosyal bütünlük açısından önemli riskler bulunduğunu ortaya koymaktadır.


Sonuç

Deepfake çağında sosyolojinin temel sorularından biri artık şu olacaktır:

“Ne oldu?” sorusundan önce “Neye gerçek diyeceğiz?” sorusu.

Toplumların gelecekte yalnızca medya okuryazarlığına değil, yapay zekâ okuryazarlığına da ihtiyacı olacaktır.

Güvenilir içerik doğrulama sistemleri, dijital kimlik teknolojileri, içerik kaynaklarının belirtilmesi ve eğitim politikaları bu nedenle yalnızca teknik değil, aynı zamanda sosyal politika meseleleridir.

Çünkü ortak gerçekliğin zayıflaması, yalnızca yanlış bilgi sorununa değil; toplumsal güvenin ve sosyal bütünlüğün zayıflamasına da yol açabilir.


Yorumlar


_TYC00272__edited_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!

Hakkımda daha fazla bilgi almak için tıklayın.

Mesajınız

  • Instagram
  • X
  • Facebook
  • Youtube
  • LinkedIn

İletişim

Mesajınız

© Muhammet Cihat Türkmen

bottom of page