Çatışma ve Kimlik: Sudan’da Etnisite(Etnik grup), İktidar Mücadelesi ve Toplumsal Parçalanma
- Muhammet Cihat Türkmen
- 4 Kas
- 2 dakikada okunur

Sudan, Afrika’nın en geniş topraklarından birine sahip bir ülke olarak tarih boyunca zengin bir kültürel çeşitliliğe ev sahipliği yaptı. Ancak bu çeşitlilik, uzun yıllardır bir zenginlikten çok bir çatışma nedeni haline getiriliyor. 2023 Nisan’ında Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Güçleri (RSF) arasında başlayan iç savaş, bugün milyonlarca insanı yerinden etmiş, iki bölgede resmen “açlık” (famine) ilan edilmiş bir insani trajediye dönüşmüştür.Bu krizin sosyolojik olarak merkezinde, etnik kimlik, iktidar ilişkileri ve toplumsal parçalanma dinamikleri yer alıyor.
Etnisite ve Kimlik Üzerinden Şekillenen Güç Mücadelesi
Sudan, Arap ve Afrika kimliklerinin kesiştiği bir coğrafyadır. Ancak bu çeşitlilik, sömürge sonrası dönemde devlet yapısının zayıflığı ve merkezî iktidarın eşitsiz kaynak dağılımı nedeniyle kimlik çatışmalarına zemin hazırladı.Darfur, Kordofan ve Nil Havzası gibi bölgelerde yaşayan topluluklar, uzun yıllardır merkez-periferi ayrımının dışına itilmiş durumda. Bu durum, sosyolog Pierre Bourdieu’nun kavramsallaştırdığı biçimiyle “sembolik iktidar”ın bir yansımasıdır: Devlet, belirli bir kimliği merkeze alarak diğerlerini görünmez kılar.
RSF’nin etnik temelde örgütlenmiş milis yapısı, bu tarihsel dışlanmışlığın militarize olmuş biçimini temsil eder. Diğer yandan SAF’ın “devletin meşru gücü” söylemi de iktidar mücadelesini kimliksel temellerde derinleştirir. Böylece savaş yalnızca toprak ya da yönetim kontrolü üzerine değil, “kimin kimliğinin daha meşru olduğu” üzerine de yürütülmektedir.
Toplumsal Parçalanma ve Kurumsal Çöküş
Savaşın en yıkıcı sonuçlarından biri, Sudan toplumunun sosyal dokusundaki çözülmedir. Eğitim, sağlık, hukuk ve ekonomi gibi temel kurumların çöküşü, bireyleri kolektif dayanışmadan izole edilmiş hâle getirmiştir.Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) 2025 verilerine göre, ülkede 21 milyon kişi akut gıda güvensizliği yaşamaktadır. Bu, sadece maddi bir yoksunluk değil; sosyolog Amartya Sen’in “yetiler yaklaşımı” açısından değerlendirildiğinde, insanların yaşamlarını anlamlı biçimde sürdürebilme kapasitelerinin yok olması anlamına gelir.
Kadınlar ve çocuklar bu parçalanmanın en görünür mağdurlarıdır. RSF’nin kontrol ettiği bölgelerde zorla yerinden etme, cinsel şiddet ve zorla evlendirme vakalarının arttığı raporlanmaktadır. Bu, çatışmanın yalnızca askeri değil, toplumsal cinsiyet rollerini yeniden tanımlayan bir süreç haline geldiğini göstermektedir.

Küresel Duyarsızlık ve Sessiz İzleyicilik
Sudan’daki savaş, dünya kamuoyu açısından da “uzak bir trajedi” olarak görülüyor. Oysa küresel sistemin bu sessizliği, Ulrich Beck’in “risk toplumu” kavramını hatırlatıyor: Modern toplumlar, krizleri coğrafi olarak sınırlı sanarak kendi güvenlik alanlarını koruduklarını zanneder, ancak aslında küresel sorumluluğun çöküşünü hızlandırırlar.Sudan’daki açlık, göç ve şiddet, yalnızca yerel bir felaket değil, küresel adalet sisteminin kırılganlığının göstergesidir.
Sonuç: Kimliğin Silahlaştırıldığı Bir Toplum
Sudan örneği, kimliğin bir savunma refleksinden bir silaha dönüştüğü toplumların nasıl kendi kendini yıkıma sürüklediğini açıkça gösteriyor.Toplumsal barışın yeniden tesis edilebilmesi için öncelikle kimlik siyasetinin yerine kapsayıcı yurttaşlık bilincinin inşa edilmesi gerekiyor. Savaşın kökeni askeri değil, sosyolojiktir: Dışlanma, temsil yoksunluğu ve sembolik şiddet ortadan kalkmadan gerçek barışın mümkün olmayacağı açıktır.
Kaynaklar:
United Nations OCHA, Sudan Humanitarian Needs and Response Plan 2025
IPC Famine Review Committee, Sudan Situation Update (Ekim 2025)
Human Rights Watch, World Report 2025 – Sudan Chapter
Amartya Sen, Development as Freedom (1999)
Ulrich Beck, Risk Society (1986)













Yorumlar