top of page

Toplumsal Vicdanın Çöküşü: Gazze’de Zulüm, Sessizlik ve Küresel Duyarsızlık

  • Muhammet Cihat Türkmen
  • 16 Eki
  • 3 dakikada okunur

21.yüzyılın en büyük insanlık trajedilerinden biri, dünyanın gözleri önünde Gazze’de yaşanıyor. On binlerce sivilin yaşamını yitirdiği, çocukların açlık ve susuzlukla sınandığı, hastanelerin hedef alındığı bir ortamda insanlık tarihi bir kez daha utançla sınanıyor. Ancak bu kez sadece bombalar değil, küresel sessizlik de yıkımın bir parçası hâline gelmiş durumda.

ree

Gazze’deki Gerçek: İnsanlığa Karşı Bir Suç

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre 2023–2025 yılları arasında Gazze’de 35.000’den fazla sivil hayatını kaybetmiş, 70.000’den fazlası yaralanmıştır. Ölenlerin yüzde 60’ından fazlasını kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır. UNICEF’in son raporuna göre Gazze’de 1,1 milyon çocuk akut gıda yetersizliği riskiyle karşı karşıyadır. Bu tablo, yalnızca bir savaşın değil, sistematik bir soykırımın göstergesidir.

Sosyolojik açıdan bakıldığında bu durum, “yapısal şiddet” (structural violence) kavramıyla açıklanabilir. Norveçli barış araştırmacısı Johan Galtung’un tanımladığı bu kavram, insanların temel ihtiyaçlarına erişiminin sistematik olarak engellenmesini, görünmeyen ama derin bir şiddet biçimi olarak tanımlar. Gazze’de yaşananlar, bu yapısal şiddetin en somut örneğidir: su, gıda, ilaç ve enerjiye erişimin bilinçli olarak engellenmesi, insanların yaşam haklarının sistematik biçimde ihlali anlamına gelir.


Küresel Sessizlik ve Duyarsızlık

Tarih boyunca insanlık, zulüm karşısında sesini yükselten toplumsal hareketlerle değişti. Ancak Gazze’deki durum, bu refleksin giderek zayıfladığını gösteriyor. Dünyanın birçok ülkesinde sokaklara çıkan milyonlarca insanın sesi, siyasi çıkar dengeleri arasında etkisizleşiyor. Bu durum, sosyolog Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” (liquid modernity) kavramını akla getiriyor. Bauman’a göre modern toplumlarda ahlaki sorumluluk bireyselleşmiş, insanlar küresel sorunları “uzaktaki trajediler” olarak görmeye başlamıştır.

Sosyal medya çağında bilgiye ulaşım kolaylaştıkça, ironik biçimde duygusal mesafe artmaktadır. Günlük olarak ekranlarımızda gördüğümüz acılar, zamanla bir “görsel alışkanlık” haline gelmekte ve toplumlar, kitlesel felaketlere karşı duyarsızlaşmaktadır. Bu, psikolojide “empati yorgunluğu” (compassion fatigue) olarak bilinen bir olgudur.


Vicdanın Kurumsal Krizi

Küresel kurumlar – Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Dünya Sağlık Örgütü gibi – insan haklarını koruma görevleriyle var olmuşlardır. Ancak Gazze örneğinde, bu kurumların işlevsiz kaldığı açıkça görülmektedir. BM İnsan Hakları Konseyi'nin 2024 tarihli raporu, “Gazze’deki saldırıların uluslararası hukuk ve Cenevre Sözleşmeleri’ni açıkça ihlal ettiğini” belirtmesine rağmen, herhangi bir yaptırım mekanizması devreye girmemiştir.

Bu durum, toplumsal düzeyde meşruiyet krizine neden olmaktadır. Halklar, uluslararası kurumlara olan güvenini kaybederken, devletlerin politik çıkarları insan haklarının önüne geçmektedir. Böylece insanlık, “küresel vicdan” kavramını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.


Toplumsal Dayanışma ve Direnç

Her şeye rağmen, dünyanın birçok yerinde vicdanını kaybetmeyen bireyler ve topluluklar var. Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede sivil toplum kuruluşları, Gazze halkına yardım ulaştırmak için seferber olmuştur. Sosyolojik açıdan bu tür hareketler, “kolektif bilinç” (collective conscience) kavramıyla açıklanabilir. Emile Durkheim’a göre toplumların moral gücü, ortak değerler etrafında birleşebilme kapasitesinde yatar. Gazze’ye destek için birleşen milyonlar, insanlık onurunun hâlâ var olduğunu göstermektedir.

Aynı zamanda bu dayanışma, “ahlaki panik”in tersine çevrilmiş bir versiyonudur: medya tarafından korku ve nefret yerine, vicdan ve dayanışma duygularının yayılması mümkündür. Sosyal medyada Filistinli çocukların hikâyeleri, sanatın, müziğin ve dijital anlatıların gücüyle küresel farkındalık yaratmaktadır.


Gazze’den İnsanlığa: Bir Vicdan Çağrısı

Gazze, sadece bir coğrafya değil; insanlığın vicdan haritasındaki bir kırılma noktasıdır. Orada yaşanan her acı, dünya toplumlarının etik duruşunu yeniden sorgulaması için bir çağrıdır.

Bir sosyolog olarak, yaşananların yalnızca politik bir mesele değil, toplumsal bir ahlak sorunu olduğunu vurgulamak gerekir. Sosyoloji bize şunu öğretir: Zulüm, yalnızca zalimin suçu değildir; susanların da sorumluluğudur. Toplumlar sessiz kaldıkça, şiddet yeniden üretilir. Bu nedenle Gazze, sadece bir trajedi değil; insanlığın kendini yeniden tanımlama fırsatıdır.


Sonuç: Yeniden İnşa Edilecek Bir Vicdan

Gazze’de yaşananlar, insanlığın teknolojik ilerlemelere rağmen ahlaki olarak ne kadar geri kaldığını göstermektedir. Sosyolojik açıdan bu süreç, küresel düzeyde ahlaki yeniden yapılanma ihtiyacını ortaya koymaktadır. Toplumlar, dayanışma, empati ve adalet kavramlarını yeniden merkezine almadıkça, her coğrafya bir gün Gazze olma riski taşır.

Bugün Gazze için susan dünya, yarın kendi vicdanı karşısında sessiz kalamayacaktır. Çünkü tarih, zulmü değil; direnen vicdanları yazar.


Kaynakça:

  • Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Ofisi (OCHA). Situation Report on the Gaza Crisis, 2024.

  • UNICEF. Humanitarian Action for Children: State of Palestine Response Plan, 2024.

  • World Health Organization (WHO). Health Emergency Update: Gaza Strip, 2024.

  • Human Rights Watch. Israel/Palestine: Apparent War Crimes in Gaza, 2024.

  • Bauman, Zygmunt. Liquid Modernity. Polity Press, 2000.

  • Galtung, Johan. Violence, Peace, and Peace Research. Journal of Peace Research, 1969.

  • Durkheim, Emile. The Division of Labour in Society. Free Press, 1997.

Yorumlar


_TYC00272__edited_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!

Hakkımda daha fazla bilgi almak için tıklayın.

Mesajınız

  • Instagram
  • X
  • Facebook
  • Youtube
  • LinkedIn

İletişim

Mesajınız

© Muhammet Cihat Türkmen

bottom of page